“The truth is, everyone is going to hurt you. You just got to find the ones worth suffering for.”
“Some people feel the rain. Others just get wet.”
“love the life you live. live the life you love.”
“Don’t worry about a thing, every little thing is gonna be alright”
“Life is one big road with lots of signs. So when you riding through the ruts, don’t complicate your mind. Flee from hate, mischief and jealousy. Don’t bury your thoughts, put your vision to reality. Wake Up and Live!”
“You have to be someone.”
“Open your eyes, look within. Are you satisfied with the life you’re living?”
“Kişiliğim, hayatım hakkında konuşabilirsiniz. Fikir yürütebilirsiniz. Beni öyle böyle sanabilirsiniz. Ama emin olamazsınız. Sizin hakkımdaki yorumlarınız, sanmalarınız benim gerçekte ne olduğumu değiştirmez. Baktığım yeri söyleyebilirsiniz ama ne gördüğümü ASLA!”
Bob Marley
don’t you look at me so smug
and say i’m going bad.
who are you to judge me
and the life that i live?
i know that i’m not perfect
and that i don’t claim to be.
so before you point your fingers,
be sure your hands are clean.
judge not
before you judge yourself.
judge not
if you’re not ready for judgement.
the road of life is rocking
and you may stumble too.
so while you talk about me,
someone else is judging you.
judge not
before you judge yourself.
judge not
if you’re not ready for judgement.
the road of life is rocky
and you may stumble too.
so while you talk about me
someone else is judging you..
I guess I’ve always been pretty good with words. In my line of business. It’s as important to be able to describe what I’m doing as it is to do what I’m doing. When to say what. What words to select. Some men hate to hear certain terms. They can’t stand specific moves and then they can’t live without others. It’s part of my job to know where to place my hand, my lips, my tongue, my leg and even my thoughts. What kind of pressure, for how long, when to stop. I can become your first kiss, or a torn out image from a Playboy magazine that you found when you were 9 years old. Am I your secretary or am I your daughter? Maybe I’m your seventh grade math teacher you always hated. All I know is that if I do it just right, I can become your living, breathing, unflinching dream, and then I can actually disappear.

“Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken Tanrı’nın oğulları sevinçle çığrışırken?
Rahibeler bize hayatta iki yol olduğunu öğretti. Ya doğanın yolu ya da inayet yolu. Hangi yolu izleyeceğinize siz karar verirsiniz.
İnayet, istediği gibi hareket etmeye çalışmaz. Hafife alınmayı, unutulmayı, sevilmemeyi kabullenir. Hor görülmeye ve yaralanmaya razı gelir. Doğaysa sadece istediği gibi hareket eder. Diğerlerine de kendi istediğini yaptırır. Onların üzerinde hakimiyet kurmayı sever. Kendi bildiğini okur.
Tüm dünya onun etrafında ışık saçarken mutsuz olmak için nedenler arar. Sevgiyse her şeye gülümser. İnayet yolunu seven hiç kimsenin sonu kötü olmaz diye öğrettiler. Ne olursa olsun… …sana karşı dürüst olacağım.”
“Anneniz çok naif biri. Bu dünyada başarılı olmak istiyorsanız acımasız olacaksınız. İyi olursanız insanlar sizi istismar eder. Üst düzey yöneticiler, bulundukları konumlara nasıl geldi biliyor musunuz? Coşkun akıntılara karşı yüzerek.
İnsanların sana “yapabileceğin bir şey yok” demesine izin verme sakın. Benim yaptığım gibi yapma. Söz ver bana. Çok iyi bir müzisyen olmayı hayal ederdim. Bu planımı rafa kaldırtmalarına izin verdim.
Bir şeyin olması için beklersen, işin zor. Hayat geçer gider. Eyüp yuvasını tepeye kurmanın hayalini kurdu. Dürüst karakterinin onu aksiliklerden koruyacağını düşündü. Arkadaşları ise yanılgıya düşerek Tanrı’nın, onu cezalandıracaksa ancak gizli ve yanlış bir şey yaptığı için cezalandıracağını düşündü. Ama hayır. İyi şeylerin yanı sıra insanın başına aksilikler de gelebilir. Kendimizi ondan koruyamayız. Çocuklarımızı koruyamayız. Kendi kendimize: “Ben mutlu olmasam da onları kesinlikle mutlu edeceğim” diyemeyiz. Rüzgâr yönünde koşarak bizi sonsuza kadar taşıyacağını sanırız. Taşımaz ama. Bir bulut gibi gözden kaybolup, sonbahardaki çimenler gibi yitip gideriz. Bir ağaç gibi kökünden sökülürüz.
Evrenin düzeninde bir hile mi var? Ölümsüz olmayan bir şey var mı? Göçüp gitmeyen bir şey var mı? Olduğumuz yerde kalamayız. İleriye doğru yol almalıyız. Talihten veya kaderden daha büyük olan şeyi bulmalıyız. Bunun dışında hiçbir şey bize huzur getiremez. Sanır mısınız ki muaftır acıdan hakkaniyetli birinin ya da bir bilgenin bedeni? Sanır mısınız ki muaftır huzursuzluklardan, güzelliğini bozacak sakatlıklardan? Sanır mısınız ki muaftır sağlığını elinden alacak zayıflıklardan?
Tanrı’ya güveniyor musunuz? Eyüp de güveniyordu, Tanrı’ya yakındı. Arkadaşlarınız, çocuklarınız ya da siz güvende misiniz? Dünyada saklanacağınız hiçbir yer yoktur ki bela gelip sizi bulmasın. Kederin ne zaman kapısını çalacağını herkes gibi Eyüp de bilemezdi. Her şeyin Eyüp’ün elinden alındığı o anda bunu alanın Tanrı olduğunu biliyordu. Zamanın gelip geçici renklerinden yüz çevirip ebedi olanı aramaya koyuldu. O ki Tanrı’yı sadece bağışlayan olarak görüyordu. Ama bilmezdi ki Tanrı aynı zamanda bağışladığını alandır. Bilmezdi ki Tanrı ondan yüz çevirebilecek olandır. Bilmezdi ki Tanrı ona sırtını dönebilecek olandır.
Bir arkadaşım. Şehirde emlak işi yapıyor. Frank Johnson. Berber olarak işe başladı. Büyük bir yer inşa etmiş. Sanırsın ki “Baba, Oğul, Kutsal Ruh” üçlüsüne dördüncü üye olmuş. Paralarından hiç bahsetmezler. Yanlış insanlar aç kalıyor, ölüyor. Yanlış insanlar seviliyor. Kimin nereye geleceği belli olmuyor. Başarılı olmak istiyorsanız çok iyi olmayacaksınız.”
“Mutlu olmanın tek yolu sevmektir. Sevmezseniz hayatınızı boşa yaşarsınız. Kıymetini bilin.. Merak Edin.. Umut Edin.. “
“İnsanların sana “yapabileceğin bir şey yok” demesine izin verme sakın.”